| Haftanın Söyleşisi |
|
|
|
|
1-Entelektüelin anlamının, birçok önemli konuda konuşabilecek düzeyde, belli bir bilgi birikimi ve kültüre sahip kişi olduğu söylenir. Sizce bu tanım doğru mu? Entellektüel kimdir? Yeni yüzyıl yolculuğunda farklı dünya görüşleri, dünyayı algılama biçimleri, ideolojiler, duygular, önyargılar ve felsefi anlayışlarla birlikte olsak da; “aydın olma” ya da “entelektüel olma” sorunu hepimiz için üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur. “Düşünsel veya zihinsel etkinliğe yönelmiş, bilgili, değerlendirme ve eleştiri gücü yüksek, topuma öncülük etme misyonu üstlenmiş aydın, Camus’ün deyimiyle; zihni kendi kendisini gözleyen kişi” yani aydın kafasıyla toplumu değiştirirken, kaypak ve yumuşak değil, mücadelesiyle çelikleşendir. Aydın insan kültürü yaratan insan konumundadır. Bilgilerini analiz edip, sentezlerken, çok yönlü ve geniş düşünerek saplantılardan uzaklaşır. Kimin yanında olacağını iyi bilen ve sorumluluk taşıyan biridir. Onu halktan ayıran yönü çok okuması, deneyimli olması, ünlü olması değildir. Çünkü aydın olmak ufuk sorunudur. Akıl yürütme, sahip olduğu değerlere bağlanma, kararlı tavır ve sorumluluk taşıma özelliği aydında öne çıkan tutumdur. Aydın konumunu bir başkasına göre belirlemiş olmaz. 2-Size göre aydın nasıl olmalı? Aydında bulunması gereken özellikler hakkında konuşalım biraz da. Kendisine “ben kimim?” sorusunu soran ve var olan şeylerin anlamı ile derinden ilgilenen “kendi”ni, özünü; başka bir nesne ile karıştırmamış, değiş tokuş etmemiş ve kendi bilincine varmış kimse olmalı. Kendi özlerini kendilerine unutturan kimseler gibi olmamalı. Kendisinden kaçmayan kendi gerçeği ile yaşayan ve onu kendi evrenine alan insan olmalıdır. Kişilerin kendini bulması, kimin kim olduğu bir tür emin olunmayan maskeli balolardaki gibi kişilik kaydırmalarına neden olan durumun ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Aydın’ın “ben”i ön plana çıkarma çabası egoizm anlamında değildir. Kendine ve özgün düşünce şeklindedir. Bu özgün düşünce, her türlü inanma, anlama, yaşama, üretme, problem çözme vb. şeyler üstüne yönelme çabası ile kurulacaktır. Kendi kültürel değerlerini ve evrensel olanı birleştirirken akılcı olmayacak, yani başkalarının objesi durumuna geçmeyecektir. Aydın da hata yapmaktan korkmamalı, geçmişten bugüne gelen her türlü düşünceyi, felsefi anlayışı, dünya görüşlerini, yaşama biçimlerini ve bunların altında yatan gerçekleri yeniden gözden geçirmelidir. Şüpheci ve eleştirel tavırla bu düşüncelere yaklaşmalı. Herhangi bir şeyi kayıtsız şartsız doğru kabul etmek, hata riskine yakalanmak demektir. Aydının bir görevi de insan düşüncesini ve insanlar arası iletişimi kıskaca alan klişeler ve indirgeyici kategorileri kırmaktır. Bunu yaparken şüpheci, dur durak bilmeksizin akılcı sorgulamaya ve ahlaki, yargıya adayan bir tür bilincine yaslanan tavır sergiler. Bu da insanı sürekli tetikte olmaya zorlar. Aydın olmanın gerekleri arasında ideolojik tavrın ortadan kalkışı da vardır. Zira ideolojik tavırlar düşünceleri kör dövüşüne döndürür. İdeologlar her konuda her şeye çözüm getiren, soru sormayan fakat her soruya cevap veren düşünce dizgeleridir. 3-Toplumun aydına, entelektüel insana bakışı nasıldır? Toplumun aydına bakışına gelince öncelikle toplumsal temelde aydının ne olduğu doğru algılanmamaktadır. Bizde aydın daha çok toplumdan uzak duran onun değerleriyle alay eden, onu aşağılayan ve halka tepeden bakan insan olarak algılanır. Bu algılamada toplumun yanlış bilgilenmemesinin rolü olduğu kadar, aydın diye kendini topluma sunanların olumsuz tutumlarının da etkisi vardır. 4-Entelektüellerin toplumdaki yeri nedir? Sizce yeterince değer görüyorlar mı ve entelektüellere duyulan antipatinin sebebi nedir? Aydının bulunduğu toplumdaki yeri ve önemi o topluma kazandırdıklarıyla orantılıdır. Eğer bir toplumda aydınlar toplumun geleceğini ileri ve gelişmiş toplumlar düzeyine çıkaracak düşünsel hareketi yönlendiriyorsa tabiî ki o toplum aydınına itibar ve saygı gösterir. Öncü olarak kabul eder. Yoksa topluma tepeden bakan, onları horlayan, onları hiçe sayan, sadece kendini aydın diye niteleyen kişilerin yaşadıkları toplumun bireyleri tarafından dikkate alınması söz konusu değildir. Ve hatip aydınların düşünce ufukları sıradan insandan darsa onların toplumsal etkileri de sıradan olur. Evrensel mesaj içermeyen hiçbir aydın bakışı kendi içinde yaşadığı toplumda dahi itibar görmez. Bizdeki aydına karşı antipatinin nedeni ise öncelikle toplumu çağdaş dünya ile yarışır hale getirecek düşünce birikiminin aydın diye kendini niteleyen insanlarda olmayışı ikincisi ise topluma tepeden bakan, jakaben tavırlı ve toplumu aşağılayıcı değerlendirmeleriyle bu aydın diye kendini tanıtanlar tabiî ki sıradan insana dahi antipatik gelir. Özgürlük, adalet ve eşitliği sadece kendileri için tanımlayanların ötekilerden itibar görmesi mümkün değildir.
|






